Evet aynen öyle. Blog yazmak hoşuma gitmeye başladı. İlk önceleri “Blog da neymiş? Boşa vakit kaybı. Teknik yada bilimsel bir şey değilse yazmak için uğraşmam.” şeklinde düşünürdüm ama aklımdan geçen düşünceleri hem günlüğüme hemde bloguma yazarsam birşey olmaz diye düşündüm ve şuan bu postu yazma sebebim böyle düşünmemdir. Hem gazetelerde yada haber sitelerinde beş para etmeyen köşe yazılarını ve kötü bir amaç için yazılmış yada sırf gündemde kalmak için yazılmış köşe yazılarını görünce kendimde birdenbire blog yazma isteği duydum. Çünkü ben en azından kimsenin uşağı olduğum için yada para amacıyla yazmıyorum. Sadece aklıma geliyor ve yazıyorum hepsi bu. Ayrıca olumlu geri dönüşler de almak hoşuma gitmeye başladı. Bunun için ilgili kişilere teşekkür ederim.

İnternette kendime ait olan bir köşede amaçsızca yazılar yazdığımı söyleyemem. Sadece artniyetli yazmadığımı söylemek istiyorum. Herhangi birisiyle alıpveremediğim de yok. Kimseyle iyi geçinmek zorunda değilim ama kimseyi yazılarımda yermek yada övmek gibi bir amacım da yok. Yazılarımı deneme tadında yazıyorum ve kimse üzerine alınmasın.

Kendimi övmek gibi bir amacım yok. Zaten övülecek bi tarafım da yok. Beni bilmesi gerekenler bilir zaten. Kendimden bahsetmeyi sevmem. Sadece bazı olaylar üzerindeki görüşlerimi yazıyorum buraya. Katılan olur katılmayan olur bu normal birşey. Kimsenin düşünceleri beni bağlamadığı gibi benim düşüncelerim de kimseyi bağlamaz. Ben kendi halinde bir bilgisayar programcısıyım. Günümün üçte biri uyku, üçte biri iş, kalan kısmı da şöyle böyle geçiyor. Ben şöyle böyle geçmesin diye kendimi sanata verdim. Gitar, dans, yazı yazmak, freelance iş gelirse yapmak gibi. Meslek hayatımda karşılaştığım olayları zaten kodmanyagha.org sitemde yazıyorum. Günümün kalan kısmında başıma gelen olayları da burada yazıyorum.

Beni blog yazmaya sevk eden önemli bir şey de hayattan yediğim kazıklar. Pardon insanlardan yediğim kazıklar. Çünkü hayat kendi çizgisinde gidiyor. Hayat denilen şey ne ki? Kazığı hayat atmaz insanlar atar. Hayat yediğimiz kazıkların toplamı değildir. Hayat kelimesi tek başına bir anlam ifade etmez. Aşk hayatı vardır, meslek hayatı vardır, aile hayatı vardır, kimilerinin gece hayatı vardır ama tek başına “hayat” yoktur. Tek başına olan şey “zaman”dır. İnsanlar hayallerinizi yıkar ve ondan sonra ya hayal kurmaktan vazgeçersiniz ya da hayallerle gerçek arasındaki farkı anlamaya başlarsınız. Böylece insanları öğrenirsiniz ve aslında herşeyin sebep sonuç ilişkisinden ibaret olduğunu anlarsınız ve ona göre hareket ettiğinizde yere çakılmış olan ibreniz yukarıyı göstermeye başlar yavaş yavaş. Artık herşeye farklı bir açıyla bakarsınız. Olaylara verdiğiniz anlamlar o kadar artar ki problemin çözümü kendiliğinden ortaya çıkar. Ama insanlar o kadar çok problem çıkartır ki bunları çözmeniz gerektiğini bildiğiniz halde uğraşmak istemezsiniz. Alın bir problem daha. Peki bunu nasıl çözeceksiniz? Problemsiz şeylerle uğraşıp beyninizi ve ruhunuzu dinlendirerek. Problemsiz şeyler neler? Sanat, edebiyat, blog yazmak, hobi edinmek, kendinize sadece kendinizin müdahale edebildiği ve isterseniz diğerlerinin sadece izleyebildiği bir dünya kurmak. Müdahale edemediğiniz dünyama hoşgeldiniz 🙂

Laçkalaşmaktan Allah’a sığınırım. Her zaman insanlar doğru olanı bulmak için çabalamalı. Bilmediğiniz birşeyin doğrusunu öğrenmek gerekiyor kimse bunun tersini söyleyemez ama bazen de doğru bildiğinizi sorgulamanız gerekiyor. Belki de doğru sandığınız şeylerin temelinde yatan sebep yanlış. O zaman kökten bir değişim yapmanız gerekir. Çünkü düşünce düşünceyi çağırır ve bir sonuca ulaşırsınız. Öyleyse vardığınız bir sonucun temeli yanlışsa kendisi de yanlıştır. Bir çıkarımdan geriye doğru ilerleyip her basamağı kontrol edip doğruluğundan emin olmak lazım. Bunu her zaman yapamayız ama mesela uyumadan önceki 10 dakikada bunu yapabiliriz. Ya da bir konuyla ilgili farklı görüşlerdeki insanların kitaplarını okuyarak. Örneğin 82 darbesini bir “solcuyum” diyen insanın kitabından bir de “sağcıyım” diyen insanın kitabından okumak lazım. Çünkü ikisi de olaylara farklı bakış açısıyla bakar. Hatta solcuyum diyen iki farklı yazardan ve sağcıyım diyen iki farklı yazardan okumak bile bambaşka düşüncelere ve sonuçlara götürebilir sizi. Kısaca beyin bedava ve onu kullanıp geliştirmek lazım.

Ben elhamdülillah müslümanım ve Allah’ın verdiği ilk emrin ne kadar önemli olduğunu anlayabiliyorum. Okuyan, kendini geliştiren, ufku geniş, kendi fikirleri olan ve başkalarının fikirlerine saygı duyan insanlardan oluşan bir toplum oluşturmayı amaçlayan bir din. Bence ülkemizin tek problemi bu. Bunun blog yazmayla ne alakası var? Okudukça ve kendini geliştirdikçe insanda yazma isteği doğuyor.


Emir Buğra KÖKSALAN

Java And PHP Developer

0 yorum

Bir cevap yazın

Avatar placeholder

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.