her zaman kendi içimizde konuşuruz. muhabbet esnasında, çalışırken, yolda yürürken, beklerken, yalnız kaldığımızda sürekli kendi içimizden konuşuruz. buna düşünmek denir ve bu düşünmenin çoğu kendi beynimizle yaptığımız bir işlemdir. içimizdeki seslerin çoğunu beynimiz üretir. bildiğimiz veya farkettiğimiz yeni bilgilerle ilgili sürekli kendi içimizde konuşuruz. bu doğal ve olması gereken birşeydir. içimizdeki seslerle, gördüğümüz fotoğraf ve video şeklindeki anılarla ve duyu organlarımızla algıladığımız diğer bilgilerle düşünürüz. düşünmenin çoğu sesli olduğu için bu makalemizde içimizdeki seslerin kaynaklarını sorgulayacağız.

beynimiz sürekli konuşur. genel olarak içimizden konuşuruz çünkü daha hızlıdır. bazen ağzımızla konuşuruz bu daha yavaştır. içimizden konuştuğumuzda daha hızlı sonuca ulaşırız. fakat içimizden konuşurken yalnız değiliz. bize müdahale eden dış ve iç etkenler var. bu dış etkenlerden en çok bize müdahalede bulunan vesvese şeklinde kendi beynimizi yormadan gelen sestir. bu ses ile kendi beynimizle düşündüğümüz sesleri ayırt etmek mümkündür. şeytan vesvese verdiğinde beynimiz efor sarfetmez ama kendi kendimize düşüneren ürettiğimiz iç seslerimiz için beynimiz efor sarfeder. çok düşünen insanlar bu efor sarfetme olayını farkedebildikleri için içimizdeki sesin kaynağının kendimizden mi yoksa dışarıdan mı geldiğini anlayabilir. şeytan hiçbir zaman bizim iyiliğimiz için birşey söylemeyeceği için efor sarfetmeden gelen düşüncelerin yani vesveselerin tersini yapmak bizim faydamıza olacaktır. vesvese genellikle ilahi bir olayı düşündüğümüz zaman gelir. çünkü şeytan asla biizm ilahi konular üzerinde düşünmemizi istemez. ilahi konular üzerinde düşünen insan önemli noktalar keşfedeceği ve bu keşifler sonucunda hayatını değiştireceği için şeytan buna müdahale ederek bizi yanlış yollara sevk etmeye çalışır. bir açıdan vesvesenin vesvese olduğunu anlamanın en kolay yöntemi ilahi konuları düşünerek bu konuları bozmaya çalışan düşünceleri farketmektir. örneğin “namaz kılmak iyi birşeydir” diye düşündüğünüz anda hemen peşinden gelen “yok yaa o kadar da iyi değil” veya “namaz kılınca ne oluyor” veya “namaz kılmaya gidersen işe geç kalırsın ve patron kızar” gibi düşünceler çok bariz şekilde şeytandan olduğu anlaşılmaktadır. çünkü öğle yemeğinde arkadaşlarla muhabbet ederken bir saatlik süreyi geciktirince aklınıza “yemeği uzatırsan patron kızar” diye düşünce gelmez ama öğle yemeğini kısa tutup 10 dakikalık namaz kılmaya gitmeyi düşündüğünüzde vesveseler aklınıza hücum etmeye başlar.

bir diğer iç ses kaynağı da vicdandır. eğer vicdanınızı öldürmediyseniz bu ses size her zaman iyilik yapmayı tavsiye eder. yolda gördüğünüz bir kedi karşıdan karşıya geçemiyorsa ona yardımcı olmayı vicdan telkin eder. eğer vicdanınızın bu telkinine uyup kediye yardımcı olursanız sevap kazanırsınız. sevap kazanacağınız için vicdan sesinizden hemen sonra şeytan devreye girerek “amaan boşver ne uğraşacan kediyle mediyle” gibi vesveselerle sizi bu iyilikten ve sevaptan mahrum etmeye çalışacaktır. örnekte de görüldüğü gibi şeytan ve vicdan her zaman kavga halindedir.

bir diğer kaynak ise melek veya doğrudan Allah’ın ilham etmesidir. bu çok nadiren olan bir olaydır ve herkese olmaz. melek sadece Allah’ın emriyle iş yapacağı için meleğin ilham vermesi de ilahi bir olaydır ve Allah’tandır. buna halk arasında ilham denir çünkü ilham bir anda gelen, geldiği anda onun iyi birşey olduğu hemen anlaşılan, insanın hayatını değiştiren, düşünce şeklini değiştiren, önemli ama gözden kaçan bir noktayı keşfetmemizi sağlayan çok güzel bir iç sestir. ibadetlerine dikkat eden, peygamber efendimiz (sav)’in sünnetlerini kendi hayatında uygulamaya çalışan insanlarda daha sık görülür. Allah islamiyeti yaşayan insanlarla daha çok ilgilenir. bu yüzden daha çok ilham gelir ve daha çok konuyu ilahi destek yardımıyla çözümlemiş olurlar. başlarına bir sıkıntı gelse bile bu sıkıntının neden geldiğini ve sonucunda ne olacağını tahmin bile edebilirler. hatta daha ileri noktalara gelen insanlar sıkıntılara sıkıntı gözüyle bile bakmazlar çünkü onun sonunda gelecek olan mükafatı bilirler. işte o anda sıkıntılar sıkıntı olmaktan çıkıp nimet olarak görülmeye başlar. Allah kimseye zulmetmeyeceği için bu sıkıntının bir imtihan olduğunu ve bu imtihanı geçerse sonunda güzel nimetlere ulaşacağını bilir. bu nimetler bu dünyaya ait olan şeyler olmayabilir. belki olgunluk, belki daha doğru düşünmek, belki iç huzur, belki yanlış yolda olduğunu farketmek yada sadece cennetteki nimetlerin arttırılması şeklindeki nimetler olabilir. Allah Rahman ve Rahim’dir. Rahman hem müslümanlara hem kafirlere bu dünyada nimetler veren, Rahim ise ahirette sadece müslümanlara nimetler veren demektir. Bu yüzden Rahman olan Allah en çok müslümanlara vermek ister ama eğer müslümanlar üzerlerine düşen görevlerin bilincinde olmayıp yapmaları gerekenleri yapmazlarsa doğal olarak dünya nimetleri kafirlere kalacaktır. Aynen günümüzde olduğu gibi. 1300 yıl fetihler yaparak hem kafir halkları islamiyetle tanıştırıp hem de rahat bir şekilde yaşayan müslüman ülkelerden sonra 100 yıllık bir gerileme dönemi yaşanmış ve şuan müslümanların sayısı çok fazla olmasına rağmen birleşemeyerek kafirlerin zulmü altında ezilmekte ve olması gerekenin altında bir hayat yaşamaktadırlar. bunun sebebi az önce de bahsettiğim gibi müslümanların görevlerini yapmamasından kaynaklanmaktadır.

konuyu toparlamak gerekirse iç seslerimize dikkatle baktığımızda çok şey farkederiz. düşünen insanlar birçok şeyi farkettikleri gibi bunu da farkederler. herkese az vesveseli bol ilhamlı günler dilerim. esen kalın.


Emir Buğra KÖKSALAN

Java And PHP Developer

0 yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.