Dün başladığım atasözleri serisine bugün devam ediyorum. A harfinden başlayarak bilinen ve bilinmeyen atasözlerini açıklamaya çalışacağım. Hem araştırıp hem kendi naçizane hayat tecrübelerimle harmanlayarak bu yükün altından kalkmaya çalışacağım. Bunu aslında yük olarak görmüyorum. İnsan hobisini yük olarak görmez çünkü. Yazı yazmak benim için bir hobi. Neyse yine konudan saptım 🙂

Ah almayı açıklamadan önce “ah” kelimesini açıklayalım. Ah tek başına anlamsız bir kelimedir. Bağlaçlar gibi. Herhangi bir dilden dilimize yerleşmemiştir. Peki nedir bu “ah”? Örneğin ayağınızın çıt parmağını masanın sivri köşesine vurdunuz. Refleks olarak ayağınızı çekmeyle beraber ağzınızdan bir kelime belirir: aaaahhhh! Ah işte budur. Yaşanan anlık acıdan dolayı istemsiz halde söylediğimiz kelime. Bu bizim kültürümüzde böyledir. Başka kültürlerde bu tepki başka türlü kendini gösterebilir. Örneğin Amerika’daki bir adam bunu “o my god!” şeklinde söyleyebilir. Oranın kültürü de öyle. Çin’e gidin başka türlü söyleyeceklerdir. Anlamlı yada anlamsız kelimelerle farklı kültürlerde farklı şekilde kendini gösterir. Türklerin kültüründe bu tepki “aaaaahhhh!” şeklinde yerleşmiştir. Çekilen ani acı sonucu refleks olarak söylediğimiz bu uzun harf yığını kağıda “ah” şeklinde geçmiştir.

Malumunuz yeryüzünde kötülük yapmakta olan birsürü insan var. Bu kişiler verdikleri sözde durmaz, insanlara boş vaatler verir, yalan söyler, her türlü  şerefsizliği yapar, insanların zaaflarını çok güzel sömürürler, kendilerini birşey sanarlar. Bu şahsiyetler başka insanlara kötülük yapmakta gayet başarılıdır. İnsanların duygularını, zamanlarını hatta paralarını tereyağından kıl çeker gibi çalabilirler. İlk başta kafası dank etmeyen mazlum durumundaki insan zamanla kendine gelip meseleyi anlamaya başlayınca içinde bir burukluk, yenilmişlik hissi, kendini kötü hissetme hatta acı duymaya başlar. İşte o an beddualar, lanetler havada uçuşur. Elinden başka birşey de gelmez çünkü zalim şahsiyet çoktan uzaklaşmıştır olay mahallinden. İşte o anda devreye Allah girer çünkü mazlum kişi mazlum olarak kalmıştır ve yardım istemektedir. Mazlum kişi meseleyi çakozlayıp iyi niyetinden dolayı acı çekmeye başladığı andan itibaren devreye Allah’ın girmesine kadarki kısma kısaca “ah almak” diyebiliriz. Tabiki bunun daha detaylı farklı şekillerde açıklanması mümkün ama tecrübelerim doğrultusunda böyle bir açıklama yapmayı uygun buldum.

Şimdi gelelim “onmak” kelimesine. Onmak iyileşmek, şifa bulmak, saadete erişmek anlamlarına gelir. Kelime kökü sizin de tahmin ettiğiniz gibi “on”dur. Pek kullanılmayan bir kelime ne yazıkki. Unutulmaya yüz tutmuş, rafa kaldırılmış, orada tozlanmış ve çürümeye terk edilmiş bir kelimedir. Mak eki aldığına göre fiildir. “Onmaz” ise olumsuzluk eki ve geniş zaman ekiyle beraber kullanılmıştır. Böylece anlam iyileşmez, şifa bulmaz, saadete erişmez anlamlarına gelir. Sonuç olarak modern Türkçe’ye (!) çevirirsek ah alan şifa bulmaz, saadete erişmez anlamı çıkar. Hakikaten de öyle olmuyor mu? Haklı ve mazlum birinin yardımına Allah koşmuyor mu?

Bu arada parantez içindeki ünlem işaretinin oraya neden konduğunu anlamış olduğunuzu tahmin ediyorum ama ben yine de bunu söylemeden duramayacağım. Türkçe çok geniş bir dil. Yüzlerce yıldır kullanılmasına rağmen hala beşyüz yıl önceki kelimelerin ve kuralların günümüze kadar ulaşabildiği bir dil. Fakat son zamanlarda dilimize bir saldırı görüyorum. Otuz yıl önce herkesin kullandığı kelimeleri günümüzde kimse kullanmaz olmuş. İşte bu yanlış. Böyle büyük bir dilin kelimeleri bu kadar kısa zamanda unutulmamalı, kullanım dışı kalmamalı. Tepkimizi dile getirdiğimize göre devam edebiliriz.

Bununla ilgili olarak başımdan öyle büyük bir olay geçmedi çok şükür. Kimsenin ahını almak gibi bir adetim yok çünkü. Ama sadece ufak bir olay yaşadım. İlk kız arkadaşımı terk etmiştim ve ondan sonraki bütün kız arkadaşlarım beni terk etti. Hatta birtanesine bayağı para, zaman ve gönül kaptırmıştım. İyice ağzıma etti. Ondan sonra ilk kız arkadaşımdan helallik almak zorunda kalmıştım. Saolsun kırmadı beni. O günden sonra hayatım yavaş yavaş düzene girmeye başladı. Başka örnek vermeye gerek duymuyorum çünkü ah alanın iki yakasının bir araya gelmediğini siz de yaşantınızda görmüşsünüzdür. Ya kendi başınıza gelen bir olaydan yada çevrenizdeki birinin başına gelen olaydan dolayı bilirsiniz zaten.

Uzun kapanışlar yapma konusunda başarılı olduğumu söyleyemeyeceğim. O yüzden şimdilik esen kalın.


Emir Buğra KÖKSALAN

Java And PHP Developer

0 yorum

Bir cevap yazın

Avatar placeholder

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.